Bodrum Bodrum Röportaj

Bodrum’da Bir Sarnıç Hikayesi: Coffee De Madrid

Önümüzde hayat… Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki zaman, ağır ağır Her şey su ile başladı. Su önce tabiata can verdi, sonra insana… Kuvvet, bereket..

Bodrum’da Bir Sarnıç Hikayesi: Coffee De Madrid

Önümüzde hayat… Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki zaman, ağır ağır
Her şey su ile başladı. Su önce tabiata can verdi, sonra insana… Kuvvet, bereket ve güzellik getirdi taşındığı her yere… Suyun izlerini sürerek, medeniyetlerin kadim tarihini nakış nakış işledi insanoğlu. Her biri ayrı öykü barındıran sarnıçlar, işte bu medeniyetin ayak izleridir… Köklü bir kültürün, tarihin özeti gibidir. Her birinin içinde tertemiz bir enerji vardır. İlham verir, ruhu arındırır…

Bodrum’dan Yalıkavak’a doğru giderken sol tarafta Yakaköy sırtlarına yaslanmış dev sarnıç, uzun yıllardır endamı ile sessiz sedasız izliyordu yoldan gelen geçeni… Mimar Sinan’ın mirası, 500 yıllık o sarnıç artık çok keyifli bir yaşam alanı! Bir Ankara markası olan Coffee de Madrid’in Yalıkavak yolu üzerinde hizmete açtığı “Tiny Kafe”, tarihi sarnıç ile birlikte misafirlerini ağırlamaya başladı. Mekanın sahibi ve işletmecisi, Anadolu’nun medeniyetler tarihine tutku derecesinde bağlı bir mimar olan Nilgün Yılmaz… Mimari vizyonunu, suyun arındırıcı gücü ve enerjisi ile birleştirerek Bodrum’da hem bir dinlence hem de bir sanat alanı yaratan Yılmaz, mekanın oluşum hikayesini şöyle anlattı:
“Mimarlık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, gazetede bir ilan gördüm ve bunun üzerine Bodrum’a geldim. Üç kız arkadaş, sahada, şantiyede keyifli bir çalışma dönemi geçirdik. 2000 yılına kadar Bodrum’da kaldım. Evlilik dolayısıyla Antep’e taşındım sonra. Biraz zor oldu benim için. Düşünsenize Bodrum’dan Antep’e gidiyorsunuz. ‘Bir gün o üçgen kulaklı kesme şekerlerden biri benim olacak’ diyerek gözlerim yaşlı ayrıldım buradan. Eskiden Bodrum evleri böyle anılırdı. Sonradan taş girdi işin içine, renkler girdi. Kapı pencerelerdeki o davetkar mavi renkti Bodrum’un karakterini anlatan… Tıpkı bizim Coffee de Madrid’in renkleri gibi. Bizim tentemiz ve kapımız da Bodrum mavisi… Derken, 2017’de o üçgen kulaklı kesme şekerlerden birine, bir “Bodrum evi”ne sahip olarak kendime verdiğim sözü tuttum ve Bodrum’a geri döndüm. Tabii ki çok şey değişmişti. O eski tatlı hali pek kalmamıştı. Ama Bodrum gerçekten tutku gibi… Her lokasyonunda ayrı bir ruh var. Coffee de Madrid markasının sahibi Sabri Pisikoğlu, aynı zamanda benim kuzenim. Mimar olarak Sabri’nin franchise verdiği kafelerin pek çoğunun dekorasyonunu ben yaptım. Kırık dökük, harabe inşaatları bana veriyordu, ben de kahve kokularıyla kendisine teslim ediyordum. Dileğim, bir gün bu kafelerden birinin sahibi olmaktı. 2017’de Bodrum’a geldiğim günden bu yana gözüm hep bu sarnıçlardaydı. Hepsinin kilitli olduğunu bilirsiniz. Ben de küçük pencerelerinden içeri göz gezdirirdim. Nasıl keyifli yaşam alanları olabileceğini hayal ederdim. Sonra bir gün bu sarnıcın satılık olduğunu öğrendim ve hemen satın aldım. Kuzenim Sabri’yi arayıp Coffee de Madrid Bodrum şubesini açmak istediğimi söyledim. Macera böyle başladı.”

TARİHİ DOKUYA, LEZZETLİ DOKUNUŞLAR

Sarnıçlara olan ilgisinin, mimariye ve tarihe olan tutkusundan geldiğini anlatıyor Nilgün Yılmaz. Özellikle Kanuni’nin Rodos seferi öncesinde Mimar Sinan tarafından inşa edilen Muğla sarnıçları, onun için bambaşka bir dünya!.. Her birinin bir tasarım harikası ve olağanüstü bir mimari teknik örneği olduğunu söyleyen Yılmaz, kafenin kapalı alanı olarak tasarladığı 500 yıllık sarnıcın özelliklerini büyük bir coşkuyla anlatıyor:
“Bu sarnıcın çapı 8.30 metre, mahya noktası ise 6 metre. En büyük özelliği, keçi kılından harcı ile birlikte ters gerilim tekniğiyle birbirini taşıyan taşları… Yapının statiği 500 yıl önce böyle çözülmüş. Sonra kilit taşı oturtulmuş. Çapı her noktadan aynı olduğu için, inanılmaz bir akustiği var. Bugün elimizdeki teknolojiyle bu ustalıkta bir yapıyı inşa etmek, öyle zor öyle kapsamlı bir iş ki! Kusursuz bir imalat bu… Müthiş bir denge… O denge olmasa, ses bu kadar homojen dağılmaz içeride. Ben işte bu tekniğe hayranım. Bir sarnıcı her gördüğümde, içine her girdiğimde o yıllarda ustaların nasıl çalıştığını hayal etmeye çalışıyorum, hayranlığım her seferinde daha da artıyor. Düşünsenize 145 cm’lik minicik bir kapıdan girip, 22 cm yükseklikteki basamaklardan aşağı inenler nasıl insanlardı acaba? Böyle bir kubbeyi inşa etmek için iskele olarak ne kullandılar mesela? İnsan gerçekten çok etkileniyor. Her sarnıcın içinde yüz yıllar öncesinden kalan bir hikaye devam ediyor. Biz de kendi hikayemizi, onun içine yerleştirmeye çalışıyoruz. Bu tarihi dokunun içinde, milenyum toplantıları yapıyor, teknolojinin son imkanlarından faydalanarak sunumlar gerçekleştiriyoruz. Büyüleyici değil mi?”

Hakikaten büyülü bir mekan burası. Sahanlıkta otururken katranı hafiften sızmış sedir sehpaların tatlımsı kokusu geliyor burnunuza. Kim bilir hangi coğrafyanın rüzgarıyla yaş almış? Toros Dağları mı yoksa Çaldağı sediri mi bilinmez… Takdirin, zenginliğin, şerefin ve şanın sembolü olarak kabul edilen sedir ağacı, kutsal kitaplarda tanrısal bir güçle anılır çoğu zaman. Kimi medeniyetlerde ise sedir ağacının sakızı, şaraba katılırdı… Her devirde kokusuyla mest eden sedir, Coffee de Madrid’in kadim sarnıcına girdiğiniz anda baş döndürücü kokusuyla karşılıyor sizi. Minyatür denilebilecek kapıdan girip basamakları inmeye başladığınızda, aşağıda giderek genişleyen platform, çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapabilecek bir sahneye dönüşüyor. Kubbeli yapılarda alışık olduğumuz üzere, alanın her bir köşesine aynı tınıda erişen müziğin sesi kulağınızı okşuyor.
Bodrum’un en büyük sarnıçlarından biri olan mekanın mistik atmosferi, antik eşyalar ve karakteristik objelerle müthiş bir ambiansa dönüştürülmüş. Dekorasyon, mimar Nilgün Yılmaz’ın yaratıcı gücüyle hayat bulmuş. Keçi tüyünden karılmış harcı ve yedi asır önce kurgulanmış inşaat ustalığı ile yükselen bu görkemli kubbenin içine girdiğinizde kendinizi tertemiz bir enerjiyle kutsanmış gibi hissediyorsunuz. Çok anlamlı, çok destansı, çok derin bir içsel yolculuğun başlangıcında gibisiniz.
“Sarnıç içerisinde gördüğünüz tüm hareketli malzemeleri satın alıp gidebilirsiniz” diyor Nilgün Yılmaz… Kırlentler, tasarım sehpalar, aydınlatma elemanları ve etraftaki bilumum ahşap objeler satılık aynı zamanda da flexible! Köşedeki ofis masasını sunumlarınız için kullanabilir, ya da o masayı sahanlığın orta yerine getirip toplantı yapabilirsiniz. Hepsi hayal gücünüze ve isteğinize kalmış!
Nilgün Yılmaz, sarnıçların temiz enerji alanları olduğunu söylüyor bize. İşin içinde su var çünkü… Bu alanı dekore ederken de hayalinde bu tertemiz enerjiyi diğer insanlarla paylaşmak varmış. İçerideki tüm objeleri taşınabilir yapmasının nedeni de buymuş. Genç mimar; “Bu sarnıç hem bir sergi alanı, hem de bir ofis ortamı. İşin başında bunu hayal etmiştim. Nitekim insanlar geliyor ve bu yönde taleplerini dile getiriyor. Bir ressam dostumuz, bu niyetini açıkladı, çok da mutlu oldum. Bir astrolog geldi geçenlerde. Gökyüzü formatından faydalanıp danışanlarıyla bir toplantı yapmak istediğini söyledi. ‘Alan sizin’ dedim. O kapıdan eğilerek girdiğinizde şu duruşa, suya, tarihe saygıyla eğiliyorsunuz aslında. Bence bu paha biçilmez bir deneyim. İşin özü de o derinlik… Keşke imkan olsa, Bodrum’daki bütün sarnıçlar kendi amacına uygun olarak kullanılsa. Savaklarda biriken sular, insanların suya olan ihtiyacını yeniden karşılasa… Bu yapının bir domino etkisi yaratmasını ve tüm sarnıçların yeniden hayat bulmasını çok isterim.” diyor.
Mekanın yalnızca kafenin oturma alanı olmadığını bu sayede öğreniyoruz Nilgün Yılmaz’dan… Sergiler, butik sanat gösterileri, kültür sanat buluşmaları, dinletiler ve hatta iş toplantıları için bile kusursuz bir evren vadediyor burası.

LEZZETİ, MARKADA SAKLI…

İşin dinlence, spritüel tarafı ve tarihi sarnıçta, lezzeti ise markada!.. Mekandan buram buram yükselen mis gibi kahve kokularının arasından bir tanesini seçmeye çalışıyoruz, hayli zorlanıyoruz! Sınırsız tadımdan sonra Madrid yorumlu Iced Salted Caramel Latte’de karar kılıyoruz… Barista Asena Dihkan, Nilgün Hanım’ın yeğeni. 29 yaşında bir peyzaj mimarı… Gülen gözleriyle anlatıyor bize Coffee de Madrid lezzetlerini. Tüm kahve çekirdekleri Ankara’daki tesiste kavrulup paketleniyor ve tüm Türkiye’deki şubelere olduğu gibi Bodrum’a da oradan gönderiliyor. Farklı damak notlarına hitap eden 150 çeşit nitelikli sıcak/soğuk kahve ve çayların yanında, damak çatlatan tatlı ve sandviçler de yine tümüyle markaya özel üretiliyor.
Nilgün Yılmaz, araç trafiğinin olduğu yol kenarındaki mekanın, “iyi kahve” tutkunları için al-götür/ take away usulü hizmet verdiğini hatırlatıyor bize. Bunun için bir aplikasyon hazırladıklarını anlatan Yılmaz, şimdilik tanıdıkların ve dostların kendisine WhatsApp’tan mesaj yazarak sipariş verdiğini ve belirlenen dakikada paketlerini teslim alarak yollarına devam ettiklerini söylüyor keyifle… Vakti olanlar bu şirin kafenin keyfini çıkarırken, yoğun iş temposu arasında leziz kahve ihtiyacı duyanlar için de kusursuz bir seçenek doğrusu…

ENERJİ VE YEŞİL DOSTU BİR MEKAN… SIFIR ATIK…

Coffee de Madrid Bodrum, toplam 182 metrekarelik bir alanda sıfır atık anlayışıyla hizmet veriyor. Kafe kısmı tekerlekli, altı çelik karkas… Bulunduğu alanın dokusuna hiçbir şekilde zarar vermeden kaldırılıp taşınabilecek durumda! Mekan, enerjisini tümüyle güneşten alıyor. Her tür atığı biosu teknolojisi ile ayrıştırılıyor ve tabiata gübre olarak geri kazandırılıyor. Bu anlamda Bodrum’un en çevre dostu ve sürdürülebilir mekanlarından biri olan Coffee de Madrid’de dileyen konuklar içtikleri kahvenin posasını da paketleyip eve götürebiliyor! Nilgün Yılmaz, kahve posasının çiçeklere, bostanlara çok iyi gelen ve gübre özelliği taşıyan bir kompost olduğunu anlatıyor bize. “Her şeyin özü geri dönüşüm ve ben geri dönüşümün faydasına inanıyorum” diyen Nilgün Hanım, sıfır atık mantığıyla hizmet veren, doğaya ve yeşile uyumlu bir işletme hayal ettiklerini ve bunu da başardıklarını söylüyor.
Nitekim, mekanın ıslak hacimleri de hemen az ötedeki atıl ve harabe yel değirmeni ile çözüme kavuşturulmuş. Değirmenin tadilatını kendi imkanlarıyla yaptıran Nilgün Yılmaz, tıpkı sarnıç gibi kaderine terk edilen bu sevimli değirmene de hayat vermeyi başarmış. Kanatlarını iyileştirip led aydınlatma ile süslemiş. Akşam saat 20.00’den sonra ışıklar yanıyor ve kanatlar ağır ağır dönmeye başlıyor. Bu gerçekten muhteşem bir görüntü!..
Coffee de Madrid Bodrum, kasabanın dokusuna öyle yakışmış ki tarihi modernite ile harmanlayan bu kültür ve lezzet mekanı, yeni hikayeler biriktirmek için müdavimlerini bekliyor sessizce…

YORUMLAR (3)

  1. 500 Yıllık Sarnıcı Yaşam Alanına Dönüştürdü – Bodrum Haberi diyorki:

    […] BODRUM’DA BİR SARNIÇ HİKAYESİ… (Haberi için TIK’layın) […]

  2. Akdoğan Özgezgin diyorki:

    Kafe yapacak alan çok, bu susuz coğrafyada suyu depolayacak alan yok. Keşke mevcudu rehabilite edip su tutacak, depolayacak hale getirselerdi.

  3. Nesrin diyorki:

    Ilk gördüğüm anda beni kendine çeken sarnıç, içine girdiğimde başka bir mutluluk verdi. Belkide suyun hala orada kalmış enerjisi olabilir. Nilgün hanım ise müthiş bir ev sahibi, ilk gördüğünüz anda sıcaklığı ile sizi hemen sarıyor. Orada ne yerseniz yiyin veya için tadlari müthiş. Keşke Mukanostaki gibi bütün sarniclar böyle güzel hale getirebilse.

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL