6 Ağustos 2021

Denizlerin Sır Küpü: Amforalar

Türkiye’nin ilk sualtı arkeoloji müzesi olan Bodrum Kalesi Sualtı Arkeoloji Müzesi, içerisinde sınıflandırılan galerilerin yanı sıra çok sayıda amfora ile mutlak surette gezilmesi gereken bir müzedir.

Öyle ki müze, dünyanın en büyük amfora parkına ev sahipliği yapmaktadır.
Bu nadide eserler, çoğunlukla Yassıada ve Yalıkavak koylarındaki batıklardan çıkarılmıştır. Bilim insanlarına göre, Bodrum açıklarında batık olan amforaların yüzde 90’ından daha fazlası gün ışığına çıkarılamamıştır.
Tümüyle el emeğiyle yapılan ve tarih boyunca deniz aşırı ticaretin en başat unsuru sayılan amforalar hakkında yeterli bilgiye sahip miyiz acaba?

Amfora, gövdesinden daha ince olan boyun kısmının altında dibe doğru daralarak sonlanan iki kulplu, antik dönemlere özgü bir çeşit Yunan çömleğidir.

Kelime kökeni olarak “amphi” yani çift taraflı ve “pherein” yani taşımak anlamındaki sözcüklerin birleşiminden oluşmuştur .En çok kullanılan amphoralar Yunan amphoralarından önce Akdeniz’e hakim olan kavimlerin amphoralarıdır.Boyun kısmının gövde ile dik açı yapacak şekilde birleştiği (boyunlu amfora) veya bu birleşimin düzgün bir eğri ile devam ettiği (tek parça amfora) iki ayrı formu bulunmaktadır.

Boyunlu amforanın, MÖ 9 yüzyılda, tek parça olanın ise MÖ 7. yüzyılda kullanımına başlanmıştır. MÖ 6 – 2. yüzyıllar arasında Tanrıça Athenaonuruna düzenlenen şenliklerde içi zeytinyağı ile doldurulmuş siyah renkli ve üzerinde figürler olan amforalar kullanılırdı. Bu amphoralara panathenik amphora denmektedir ve kendine özgü bir kap formu bulunmaktadır. Günümüze, çeşitli çağlardan çeşitli formlarda ulaşan amforalar, tahıl, zeytin, zeytinyağı ve şarap taşımak için kullanılmış olup, özellikle Roma döneminde şarap taşımak amacıyla çok sayıda amfora üretilmiştir.

Şarap amforaları, Attika ölçüsüne göre 39 litredir. Büyük boy amforalar genellikle mezar taşı veya cenaze törenlerinde kullanılmak üzere yapılmışlardır.

Amphoralar antik çağda en fazla Ege havzasında üretilmiştir.
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin en büyük eser topluluğu amphoralardır.

Bunlar sünger avlamak için su altına dalan süngerciler ve kangavacılar tarafından çıkarılarak müzeye armağan edilmiştir. Bunların yanında Sualtı Arkeoloji Enstitüsü’nün (INA) yaptığı sualtı kazılarından gelen amphoralar da bulunmaktadır.

  • Sakız amphoralarının bazılarında adanın sembolü olan sfenksin yer aldığı motifli mühürler vardır. Bunlarda kent adı, krallık arması, atelye ismi ya da tüccarın adı belirtilmektedir.
  • Knidos amphoraları, Knidos (Datça, Tekir Burnu) kentinde üretilmiştir. Bunların belirgin niteliği, kozalak tutamaklarıdır. Bazılarının kulplarında “Knidos” kelimesi okunmaktadır.
  • İstanköy amphoralarının en belirgin özelliği ikiz kulplarıdır. Kulplarındaki mühür yengeçtir.
  • Roma amphoraları, kalın, geniş ağızlı, uzun boyunlu, ince gövdeli, silindir tutamaklıdır.
  • Kartaca amphoraları, Kartaca’da bol miktarda bulunmuştur. M.Ö. IV. yüzyıl dan sonra Kuzey Afrika kıyılarından İspanya kıyılarına kadar uzanan bölgelerdeki imalathanelerde yapılmıştır.
  • Bizans amphoralarının belirgin özelliği tutamaksız olmalarıdır. Çoğunlukla içleri reçine ile sıvanmıştır. Ağızları yuvarlak testi parçaları ile kapatılmıştır.

Amforalar yaşamı ve ölümü simgeler. Peki bu nasıl olabilir?

Bir zamanlar, Kırım’daki eski bir Yunan kenti Khersones’in kazıları sırasında arkeologlar, gömülü çocukların kalıntıları olan garip amphoraları keşfettiler. Böylece, antik çağlarda bu gemiler tabutların rolünü oynadı. Ek olarak, yetişkinlerin mezarlarının üstüne monte edilmiş amforalar da sıklıkla bulundu.

Öte yandan, Yunan amforası dişi rahmi simgeler. Dahası, kasıtlı olarak kadınsı özelliklerle donatıldı. Böylece, amfora elemanları bile şu şekilde adlandırıldı: boğaz, gövde, bacak ve kollar. Ve bu tür isimler kazara amphoraya verilmedi.

Böylece, bir amfora kendi içinde hem yaşamı hem de ölümü simgeleyen bir kaptır.