Yazarlar

Susamam Ey Yar, Susamam

Bir gün olur da gidersen ey sevgili; gönül sende kalsın. Çünkü orada sen varsın. Elmacık kemiklerinde yürünecek en muhteşem yollarımız var orada. İhanete direniş var. Herkesin unuttuğu selpak satan çocuğu..

Susamam Ey Yar, Susamam
Ayhan Karahan

Bir gün olur da gidersen ey sevgili; gönül sende kalsın. Çünkü orada sen varsın.

Elmacık kemiklerinde yürünecek en muhteşem yollarımız var orada. İhanete direniş var. Herkesin unuttuğu selpak satan çocuğu göreceğiz. Kimsenin anımsamadığı huzurevindeki ihtiyar teyzeye merhaba diyeceğiz. Sadece geçmişimiz yok topladığım bavulda.

Topladığımız denli büyük ve yüce erguvanların rengine isim aramayalım. Yüreğim yırtılır, bakışlarım viran olur. Ama ne olursa olsun: Susamam yar!!!

Çünkü sakar adımım takıldı, benden esirgemediğin bal gözlü bakışlarının kadranına.

Susamam yar: Susarsam alanlar, sokaklar yeniden ateşimizle ısınıp hayat bulamaz. Gazi’nin, Okmeydanı’nın, Ümraniye’nin barikatları yıkılmaz sadece…

Dağbelen sırtlarındaki begonviller yaprak düşürür, Tuzla sulak alanda Flamingoların damağı kurur. Turna; Dersim’in yaylalarını yasak eyler kendine, göçmenliğinden yüksünür ve bıçak kesmez sessizliğe bürünür. İyimserlik ufuk çizgisini kaybeder.

Orman, cetvelle çerçeveli alan içerisinde ateşe verilir. Halep çamlarının çığlıkları küle karışır; sessizliğin, lal olmanın kahrolası karanlığında. Ve bize sadece; “Gezme Ceylan bu dağlarda seni avlarlar” deyip, ağıt yakmalar kalır susarsam.

Çırılçıplak bir hüzün sarar bereketli toprakları; sürgüne durmuş erguvanı çürütür tüm kök saçaklarından, emeğin soylu kaleleri çiçeksiz kalır. Sustuğum yerde biten beton mezarlıklar arasından; bir parça umut, bir tutam güneş veremem senin göz bebeklerine.
Susamam yar: Susarsam ay senin yüzüne benzer. Utancından saklar kendisini, karanlık bulutların ardına. Varsa eğer yaşama dair tanrısal bir fısıltı; duyduğu çatal seslerden sersemler, yorgun düşer, denizin poyrazı ve lodosu arasında yok oluşa durur.

Susmazsam da; hiçbir şarkı Aspat’ta, Adalıyalı’da yarım kalmaz inan ey yar.

Hiçbir ayın şavkı da; kumsalımızda ki; mehtaplı geceden ışığını alıkoyamaz. Lodosta kumsala vurmuş denizyıldızı dahi yuvasına göç eyler, hayat bulur yeni baştan denizin iyot kokusuyla. Ciğerlerimin yegane nefesi olursun, sessiz kalmadığım her anımda.

Hiçbir savcının iddianamesine sığamamış ki; dile gelmiş bilginin erdemi. Bu aşk, devrim, anarşi diyen yürekse; hiçbir Sulh Ceza Hakimi’nin onursuz sulh limanına demir atmadı ki ey yar.

Yüreğimizin git dediği yere açtım yelkenimi.

Susturulanların yanaşacak limanı meçhul olduğundan, yelkenlerini hiçbir rüzgar dolduramaz. En çok da orsa gidişi sevişimden kaynaklı olsa gerek; deniz üstü rüzgarım olur, hep içime işlersin ey yar. Orsa gidişte, rüzgar üstü bir rotaya denk düşer zaten. Yani özcesi sana.

Susmam rantın dolgusunun sevmelere, bakmalara, güzellemeler dillendirmeye doyamadığımız deniz yıldızlarının, deniz kestanelerinin üzerine ölüm toprağına sessizliğim olur. Molozların altında kalan gürül gürül bir hayattır, senin sevdalı bakışındır esasen… Bu sebeptendir bir kez daha susamayışım.

Biz artık; “Hava da bereket kokusu var” dediğimizde savcının; “Bereket demek, yağmur yağacak manasındadır. Yağmurda gölet oluşur. Gölette ördek yüzer. Ördeğin burnu uzun olur. Haşmetliye, ‘uzun burunlu’ dedi” iddianamelerine… Duruş-Ma’larına… Duruşum olduğu için, o Duruş-Ma’larım oldu yar. Ekmek-gül ve hürriyet zamanlarına değin de olacağa benzer ey yar. Bir şey olmaz. Adalet tanrıçası Themis yüzünü hep bize çevirdi. Onlara ise hep sırtını döndü. Yüz(süz)lerini dahi görmek istemedi tanrıça… Yüzleşmek için de, bir yüz gerekmez mi yar? Oynanan, “Maskeli balo” olunca, onlar sadece sahnede oynuyorlar. Ne kadar kıvrak olurlarsa, o kadar da takılıyor.

Nasıldı sözler ey yar? “Zilleri taktı, çiki çiki yaptı…”

Susarsam; tarihin göz yaşı ıslatır, üşütür yüreğimizi ve ruhumuz acır. Geçmişi, geleneği olmayanın geleceği de olmaz ki!!! Karanlık korsan gemileri ile en fütursuz saldırıya hazırlandıkları bu uğursuz zamanda nasıl susulur ki yar?

Ayak izlerimizi sadece denizin içine aldığı kumsallarımıza, koylarımıza göz dikmiş bu Allahsız-kitapsız vicdansızlık. AVM’ler, rezidanslar, hiper-gros marketler yetmedi. SİT alanlarımıza, kutsallarımıza göz koydular.

“SİTTİR EFENDİM SİTTİR” deme zamanında susarsam; düşlerimiz yasaklanır, flamingolar ses vermez sulağımızdan, baharımız açmaz badem ağaçlarında, ılık öpüşlerinin tanıklığı mayınlı tarla olur koy sığınaklarımızda, kulaçlarımıza kelepçe vurulur mavi dalgalar arasında… Susuşum ihanetim olur Balıkçı’ya. Boşuna mı; “Aganta, burina, burinata” çığlığı, deniz üstü köpürürken gökyüzünü yaladı Herodot’un memleketinde? Susuşum sana da ihanetim olmaz mı ey yar?
Susarsam; Çökertmeli Halil Efe, çakır gözlü Gülsüm’ün önünde diz vuramaz ki… Daha da kötüsü; dik duruşlu Halil Efe, Çerkes kaymakam ve reji rejimi önünde diz çöker.

Sadece tarihi, ağacı, koyları, ormanları öğütmüyor bu gözünü euro bürümüş arsızlık ey yar.

İnsanı sevdasıyla birlikte yutan bir uçurumun eşiğidir dayatılan. Bu karanlığa boyun eğmeyişim, uçurumun eşiği kabullenmeyişim, karanlığa düzmece salonlarında dahi aydınlık gülümsemeyle bakışım asla eksilmeyecek ey yar. Tıpkı sen gibi…

Bu bereketli topraklar üzeri ve sevdalık susmayış ile susuz kalmayacak.

Geççek, geççek; karanlık ve sevdasızlık gitçek ey yar.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL