Yazarlar

AŞKIN İYON HALİ

Her zamanın kendi rengi ve dili vardır. Zamanın ruhu soldukça, fuzo rengi de peşi sıra gider. Hayatın içerisindeki her varoluş farklı tepkime içerisindedir. Böylesi anlarda ben; şeytanımı koluma takıp, kendi..

AŞKIN İYON HALİ
Ayhan Karahan

Her zamanın kendi rengi ve dili vardır. Zamanın ruhu soldukça, fuzo rengi de peşi sıra gider. Hayatın içerisindeki her varoluş farklı tepkime içerisindedir. Böylesi anlarda ben; şeytanımı koluma takıp, kendi cehennemime yol aldığım zamanı resmederim canlılığını yitirmiş renklerimle.

Ömrümün kırık cam ve can parçaları içerisinde geceye ve soğuğa dalar, sevmeyi hak etmek için mücadele etmek gerektiğini aklıma düşürürüm. Yanı başında oluşan boşluktan kaçtıkça beynindeki hiçlik duygusu, yüreğindeki gurbette büyüyor insanın. Güzel, duru ve ak olanın mavilikler ortasındaki beyaz dalgalar gibi avucunun içerisinden kayıp gidişine bakakalırsın. Attığın her kulaçta bir fit daha geri düşersin. Her çaba nafileye çarpar ve kıyıyla arandaki mesafeyi azaltır. Son kulacın havada iken bir de bakmışsın ki; artık kıyıya vurmuşsun. Ne diyordu filozof: “Aynı suda iki kez yıkanılmazmış”. Bu anlarda aynı gözlerde milyonlarca kez ısınılacağını bilmeme karşın; aynı denize birden çok girilip, girilemeyeceği konusunda hiçbir fikrim yok oysa.
Sürgün benliğin; gurbet kokulu toprakların ve hüzne kurulu zamanın alarmıdır artık. Tek başına hiçbir sorunun cevabı yoktur artık sende. Belleğin yolunu kaybetmiş göçmen kuşlar gibi boşlukta pike yapmakta. Hangi sokağa atsan kendini, anılarının senden önce oraları ziyaret eylemişliğine dudak büzersin. Sonra gecenin sessizliğine sığınırsın. Aslında gece o denli sessiz değildir. Sen yalnızlığından müteşekkil dram tuğlalarından bir duvar çekmişisindir geceye. Gecedeki karanlığın bu denli koyu oluşu da bundandır. Ölümlerle başlayan hayatların, her tür sorumluluktan muaf oluşu ve kaderlerine mütemadiyen mağlup oluşu da bundandır.

Havada buğulu bir renk var yine. Masumiyetin kapısı kapalıdır, günah işlemeye meyilli ruhuna. Aşkın buğusunu çekiyorsun ciğerlerine en keskin soluğunla. Ciğerlerinin, yüreğinle aynı yoğunlukla yanması da bundandır. Hiçbir gelecek düşüncesi artık kararlarındaki şizofren gölgeyi kaldırabilecek yeterlilikte değildir.
Gerçek; karşında çırılçıplaktır ve yanan ciğerlerine, yüreğine çarpmaktadır. Dilinde denizin tuzundan gayrı bir tat yoktur. Kesif kokulu yaşamın burnundan asla eksilmez. Bu nedenle ne oksijenin, ne hidrojenin, ne azotun, ne de iyotun asla kokusunu duyamazsın. Nefesinin daralması ve kalbinin göğsünden fırlayacak gibi oluşu da solunum yetmezliğinden kaynaklı değil. Yüreğinin hasarlı, başının ise dumanlı oluşu havadaki aşkın buğusundandır inan.
Başka hayatlar, başkalarının merakına her daim hasıl olagelmiştir. Başka hayatlardaki; tılsım keşfedilmeye çalışılırken bilinç kendini yitirir, kurgusunu kaybeder. Hangi yöne gidersen git, yarım kaçışlarının izini sürersin. Başka hayatların başkalaştırıcılığı da vardır. O hayatlarda hiç kimse kendisi değildir. Başkalaşırsın ve kendinden vazgeçersin. Başka hayatlar, ormanda büyüleyici ve ağaçlarla saklanmış gizil bir yalı gibi dururlar. Araya mırıldandıklarının girdiği, Rönesansını arayan aşkının döküldüğü, kum saati gibi işlemektedir o gizil yalının bahçesinde zaman. Ebruli gözyaşlarınla sulanmış bahçede hayallerinin mahsulü boy vermektedir. Aşkın gizil yalının kapısını ne zaman ve hangi acıya davet için çalacağı da hep meçhul bir suret olarak durur evvel zaman içerisinde.
İyonlar da aşk, bilim, felsefe, tarih için Menderes Deltası’ndan, Bodrum’a gelmişler. Yani başka hayatlar için. Tarihte Heredot, matematikte Pisagor, tıpta Hipokrat, felsefede Heraklit bu nedenle hep iyon yansıması oldu hayata. İyon kokulu bir kentte yaşıyor olmak, geçmişin iyon aydınlığında da bir imtiyaz sunuyordu yaşayan ölümlülere. Artemisia bu nedenle eşi Movsolos ölünce, dünyanın yedi harikasından birisini Bodrum’a aşkla ördü. Homeros da “İlyada ve Odessa” destanını İyon aydınlığında nakşetmiştir. Aşk barışçıldır, içtendir, soyludur, emektir, naiftir, İyon’dur… İyonlar’ı bu topraklara süren Dorlar’ın tarihin hafızasında kalmış aşkları olmamıştır. İyonları egemenliği altına alan Lidyalılar’ın da öykünülecek aşkları yoktur. Aşksız Lidyalılar, parayı bularak insanlığın mutsuzluk darphanesi olmuştur. İyonlar zamanının dili ve rengi tanrısızdı. Hatta İyonlar tanrıyı insanlaştırarak meta-fizik korku varlığından çıkarmıştır. Belli ki; İyonlar Ataol’un
“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği”

dizelerini 3000 yıl öncesinden mırıldanmış ve ruhlarında taşımışlar.

ORMANIN VE SEVDA’NIN ATEŞLE İMTİHANI

Dinsel kitaplarda, metinlerde aşkın iyon hali yer almaz. Çünkü tanrı aşktan korkar. Bu nedenle sevda da, hayata tutunan bir söğüt cinsi olan selda da diğer kutsal sayılan kitaplarda yer almadığı gibi, Kur’an da külliyen yasaklıdır. Sevda ve selda aşkın iyon halinin en belirgin tanımı gibi durur bu anlamda.

Ziraat Mühendisleri Odası Bodrum’da; daha doğrusu Yalıçiftlik-Çukurköy Mevkii’nde 8 tane selda söğütü işaretliyor ve koruma altına alınmasını istiyor. Seldaların dağınık olarak bulunduğu Çukurköy Mevkii’ndeki 5300 metrekare alan ikinci derece arkeolojik sit alanı ilan ediliyor. Bir diğer deyişle aşkın iyon hali koruma altına alınıyor. Ama o hayata dönük sevdalılık ateşten korunamıyor. 2013 yılında çıkan büyük yangında aşkın 8 iyon hali de tutuşuyor. Bir daha da bu bereketli topraklara geri dönmüyor seldalılık. Çukurköy Mevkii’nde hayata veda eden 8 selda söğüdünün bulunduğu alan yangın sonrası sit ve orman alanı olmaktan çıkarılıyor. İmara açılıyor. Burada rant; aşkın sadece iyon haline değil, doğrudan kendisine ferman çıkarıyor. İmara açıyor. Tarumar edip, yağmalıyor.

HER ŞEY DENETİM VE GÖZETİM ALTINDA OLDU

Tiranlar yakın zamanda, daha doğrusu sayılı günler öncesinde ormanı yakarak imara açma vicdansızlığına kendi insancıllıklarınca; insani bir çözüm ürettiler. Artık ormanı yakmadan imara açacaklar. Bunu da yüksek; kamu menfaati ile gerekçelendiriyorlar. Hazine arazilerinde de SİT sorunları itina ile çözülüyor. Son dönem Bodrum’dan, ulusal gündeme taşınan Mehmet Cengiz merkezli Cennet Koy bu manada önemli bir laboratuvar olmuştur. Daha Mehmet Cengiz beyefendi bismillah deyip yol için kepçeyi toprağa vurduğunda tarihe çarpıyor.

Sonra alakalı kurum konuyla ilgili makam; “O tarihi eserler sonradan oraya atılmış, o topraklara ait değil” diyor. Acaba dış güç faktörü İyonyalılar atmış olabilir mi? Olabilir. Çünkü bu konuda kızılca kıyamet kopar ve de Mehmet Cengiz: “Her şey denetim ve gözetim altında yapıldı. Arazide Bodrum Sualtı Ve Arkeoloji Müzesi tarafından 157 noktada sondaj yapıldı. Hiçbir arkeolojik bulguya rastlanmadı” der iken; mevzuya dair henüz İyonyalılar’dan; “Konunun ve Mehmet Beye (devlet tarafından) satılan arazide görülen (sonradan atılma) tarihi eserlerin bizimle alakası yoktur” açıklaması gelmedi. Cennet Koy’da iyonlaşan tarih mi, aşk mı? Yalnız Bodrum, bu noktadaki gerçeğin aydınlanmasını ileri bir tarihe bırakmaya çok da niyetli değil gibi.

ONLARDA; TARİH VE DOĞA BUHARLAŞMAMIŞ. İYONYALILAŞMIŞ.

Aşkın kendi iyon hali ile barışmasının yegane yolunun sevdalılık olduğu yüksek ihtimaldir. İçimizdeki sevdalılığı büyüttüğümüz sürece, aşk iyon hali ile yeryüzüne ışık ve sevda saçmaktan asla vaz geçmeyecek. Cennet Koyu’ndaki Akdeniz Foku’na da, kayalara tutunmuş nazlı nazlı sallanan yosuna da, makiliğe de, gün vurunca gümüşi rengini giyinen kumsala da sevdayı büyütebilmek muhteşem bir erdem. Zaten bunu yapabilenler cenneti başka yerlerde aramamışlar, Cennet Koyu’nda bulmuşlar cenneti. İktidarın beşi bir yerdelerinden Mehmet Cengiz de bize diyor ki; “Endişeye kapılmayın. Oraya 50. 000 ağaç dikeceğim.” Uyum sorunu da oluşuyor burada. Doğal SİT, adı üzerinde zamanın üzerinde birikerek, doğal bir şekilde ve doğayla uyumlu oluşuyor. Taşıma ağaçla değil, kesinlikle… İyonlar, doğa ile çok uyumluluk kültürünü günümüze değin, taşımıştır. Bu nedenle halen, İyon Doğa Yürüyüş Yolları mevcuttur. Onlarda tarih ve doğa buharlaşmamış, İyonyalılaşmış. Sevda da öyle…Öyle olmasa insanlık; “Efes Antik Artemis Tapınağı” bir mucizeye dokunabilir miydi?

AĞAÇ DA KESMİYORLAR, ORMANI DA YAKMIYORLAR.

Gelinen aşamada rant sadece tarihle değil, aşkın İyon Hali ile de çatışıyor. Hatta sadece aşkın iyon haline değil, doğrudan kendisine ferman çıkarıyor. Aşkın iyon hali ile İyonyalılar arasında adeta bir kader birliği var gibi. İyonya kültürü ve tarihi de Yunanistan’dan, Dor barbarlığından kaçan Akalar tarafından Efes, Foça taraflarında örgütlendi. Dünyanın 7 harikası içerisinde gösterilen Efes Artemis Tapınağı, İyonların insanlık mirasına bir armağanıdır.

İyonya döneminin en demokratik devleti idi. İyonya’nın dini yoktu. Bu nedenle de o tarihte Heredot’u, Felsefe’de Diyojen’i, Tıpta Hipokrat’ı, Metematikte Pisagor ve Thales’i kendi bereketli toprakları üzerinden çıkarabilmiştir. Bunu, dönemin faşizmi sayabileceğimiz Dorlar ve din ile arasına mesafe koymayı başararak gerçekleştirebilmiştir. Ama Çukurbük günümüz Dorları’nın istilasından kendisini kurtaramadı. Aşkın iyon hali orada 8 kez yandı. Yangın ve ardından betonlaşma yolunun açılması Çukurbük’te, aşkın iyon halini oldukça örseledi. O nedenledir ki; aşk Çukurbük’te 7-24 ağlar.

Cennet Koy’da ise gözleri buğulu bakar hayata. Yakarak ya da yakmayarak imara açmak arasındaki fark? Ormanı yakarak rant yolundan yürüyenler; “Hiç ağaç kesmedik” diyebilirler. Doğrudur. Çünkü kesilecek ağaç kalmamıştı zaten. Ormanı yakmadan imar yolundan yürüyenler de; “Ormanı yakmadık imar için” diyebilirler. Doğrudur. Yakmaya gerek kalmamıştı zaten. Yani; “Ormanı da yakmadılar, ağcı da kesmediler.” Selda söğütleri, aşkın iyon haliyle yeniden hayata merhaba demek istese de; günümüz Dorlar’ı kaya mezarlıkları üzerine, yeniden betondan mezarlar inşa etme peşindeler. Aşkın iyon halini yaşatabilmenin yolu, Cennet Koy’da ve diğer cennet koylarımızda İyonyalılığı egemen kılabilmekten geçiyor gibi… Bodrum bu nedenle aşkın İyon halinde ve İyonyalılıkta halen ısrarcı. Bodrum’a da çok yakışıyor bu İyon haller.

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL