Yazarlar

TİP Ve Bodrum’un Seçim Matematiği

Türkiye İşçi Partisi’nin Bodrum İlçe Başkanı Barkın Kurt’un partisinden istifasının yankıları sürüyor. Kurt istifasında; “İçinde yer aldığım partim, şu anda konumlandığı pozisyon itibariyle Belediye Başkanı Adayı çıkarma kararı aldı. Bu..

TİP Ve Bodrum’un Seçim Matematiği

Türkiye İşçi Partisi’nin Bodrum İlçe Başkanı Barkın Kurt’un partisinden istifasının yankıları sürüyor. Kurt istifasında; “İçinde yer aldığım partim, şu anda konumlandığı pozisyon itibariyle Belediye Başkanı Adayı çıkarma kararı aldı. Bu pozisyon benim düşüncelerimle paralellik arz etmiyor. Türkiye İşçi Partisi’nin aday çıkarma kararı alması, tam karşısında yer aldığım AKP-MHP bloğunun güçlenmesine ve hepimiz için felaket olacak bir durum olan Bodrum’un belediye başkanlığının bu bloğa geçme ihtimalini artırıyor” görüşlerine yer vermişti. TİP Muğla İl Yönetim Kurulu ise; “…yurttaşlarımızın ölüm gösterilerek, sıtmaya razı edilmesini de kabul etmeyeceğiz. Güçlülerin, zenginlerin belirleyici olduğu siyaset anlayışına karşı toplumcu bir seçeneği yaratmak var oluşumuzun en temel sebeplerinden bir tanesidir. Kararlıyız, yerel seçimde bu maskeli baloya yurttaşlarımızla birlikte son vereceğiz” açıklaması ile tutumunu gerekçelendirmişti. 

Siyasetin Kırılma Anları Ve Kararları

TİP özellikle son bir yıldır Bodrum’un parlayan siyasi öznesi görünümündeydi. Bodrum’da 2023 genel seçimlerinde almış olduğu 10.987 oy ile %8.42 oy oranına ulaşmıştı. Bu sonuçla önümüzdeki yerel seçimde Bodrum Belediye Meclisi’nde sosyalistlerin güçlü bir şekilde temsiliyeti gündem oluşturmuşken, Bodrum TİP’te yaşanan yol kazası bu seçeneği hayli uzaklaştırmışa benziyor. TİP’in Bodrum’da belediye meclisine liste çıkarması ne kadar doğru ve hayırlara yol açıyor idiyse, Belediye Başkan Adayı çıkarması da o denli hatalı olmuş gibi görünüyor. Belki de bu kararla TİP’in, Bodrum Belediye Meclisine sokabileceği ciddi bir toplamdan da mahrum kalma olasılığı var. Bodrum’da ilk kez bir siyasi parti ilçe başkanı seçime 50 gün kala (Aday adayı olma gerekçesi dışında) siyasi karar ile istifa etmiş oldu. Bu gelişme en çokta Konacık’ta yaşanan 1999 yerel seçimlerini akla getirdi. Söz konusu seçimde MHP 404, CHP ise 394 oy almıştı. MHP’nin Konacık’taki yerel iktidarı, belde belediyesi olmaktan çıkarıldığı 2014 yılına değin sürmüştü. Şu an AKP-MHP koalisyonunun Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun, Konacık’taki 15 yıllık MHP yerel iktidarının son 10 yılının Belediye Başkanlığı’nı yürütmüştü. Kırılma anı olarak nitelenen 1999 Konacık Belde Belediye Başkanlığı seçiminde ÖDP (Özgürlük Ve Dayanışma Partisi) aday çıkarmıştı ve CHP adayı 10 oy farkla seçimi kaybederken, söz konusu parti 31 oy almıştı. Ha keza HADEP (Halkların Demokrasi Partisi) de Belediye Başkan adayı çıkartıp Konacık’ta 36 oy almıştı.

Bu akla Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzde 25.19 oyla ilk sırada yer aldığı (Bugüne gelinen sürecin miladı olarak kabul edilen) 1994 İstanbul yerel seçimlerini de getirmedi değil. O seçimlerde yüzde 22.14 ile İlhan Kesici ikincilikte yer alırken, onu sırasıyla yüzde 20.30 oyla Zülfü Livaneli, yüzde 15.45 ile Bedrettin Dalan, yüzde 12.38 ile Necdet Özkan takip etmişti. Bu İstanbul için 25 yıllık (2019’a değin) karanlık sürecin de işaret fişeği olmuştu adeta. AKP Genel Başkanı’na göre: “İstanbul’u alan, Türkiye’yi alır.” Nihayetinde öyle de oldu. Şu anda AKP Genel Başkanı’nın İstanbul rüyalarının en önemli sebeplerinden birisi, vakti zamanında bu siyasal lezzetin tadına bir kez varmış olması. Ve o lezzetten doğaldır ki; kopamıyor.

Normalleşmemek AKP’nin Fıtratında Var.

Ülkede AKP’yi diğer klasik burjuva partilerle eş tutmak büyük yanılgıdır. Bu yanılgının esaslı acısını da bu hatanın asli sahipleri çekmiştir. Hatta bunu daha da ileri götürüp, “Yetmez ama evet” çizgisinde olan kesim, kasap bıçağının keskin yüzünün kendilerine sürtünmeye başladığı süreçte imana gelip; “12 Eylül 1980’de, AKP’den gördüğümüz zulmü görmedik” dedi. Ha keza Kürtler, en büyük zulmü, AKP’den çözümü bekledikleri zamanlarda gördüler. AKP’nin kabusu, karşında örgütlü birleşik bir gücün oluşmasıdır. Gezi süreci o sebepten halen AKP’nin kabusudur. Tek tek yapılar, örgütler bir araya gelmediler. Ama ülkenin namuslu, aydınlanmacı insanları; hayatın içerinde sokakta birleşti. AKP; Gezi’ye dair acımasız bir intikam ve histeri ile tutum alıyorsa, bunun nedeni o korkuyu unutamamasındandır biraz da. Gezi’den sonra karanlığın danışmanları; “Böl, parçala, yönete” yoğun çalıştılar. Muhalif gördüğü kesimleri sürekli çatıştırdı. Bertolt Brecht’in; “Faşizme karşı birleşemeyenler, faşizmin zindanlarında buluşurlar” sözü bu anların özeti olsa gerek. En çok da kendisinin muhalefetin bir bölümüyle aynılaştırılmasından mutlu oldu AKP. Buradan kendisinin normal, olağan olduğu algısını yaratmaya çalıştı.

Elveda Alyoşa mı?

TİP Muğla İl Yönetimi’nin açıklamasında da sanki AKP’nin normalleştirilmeye çalışıldığının izlerine raslar gibi oldum. Denmiş ki; “Ölümü gösterip, sıtmaya razılık!” AKP’nin ölüm olduğunu görmek için, daha kaç tane Can Atalay’ın mahpusluğu gerek? Ya da kaç emekçinin iş cinayetine kurban gitmesi. Daha kaç kadın cinayeti. Kaç kişinin daha deprem enkazı altında can vermesi. Kaç çocuğun daha tarikat yurtlarına kurban edilmesi. Kaç ormanın yanması, kaç koyun yağmalanması. Açıklamada dikkatimi çekti. “Güçlülerin, zenginlerin belirleyici olduğu siyaset anlayışına (Belirleyicilikten kasıt  sanırım seçilebilirlik) karşı toplumcu tek seçenek oluş ya da oluşturmaya muhtedir yegane güç oluş.” Burada da senden gayrısı aynı kefede, varoluşun tekliği ise senin tekelinde. Can Atalay’ın mapusluğunu TİP ile AKP, Selocan’ın mahpusluğunuysa DEM Parti ile AKP arasında sorun olarak gören anlayışın demokrasiyle örtüşme olasılığı olabilir mi? Peki ya AKP’yi diğer burjuva partilerle aynı hanede toplayan (Bu yolla da AKP’nin elini rahatlatan, güçlendiren) zihniyetin ülkede karanlıktan çıkışta bir mum yakma olasılığı var mı?  İki karşıt görünen ama aynı değirmene su taşıyan, aynı mecrada buluşan sorunlu siyasetin puslu ve lekeli kulvarında kimse kendisini çekemez gibi. “Maskeli baloya yerel seçimde yurttaşlarla son vermek.” Burada da TİP ve yurttaşlar, diğer tarafta kalanlar ise maskeli balonun özneleri. AKP, “Maskeli balo” toplamının içerisine dahil edilerek yine mi normalleştirildi acep? TİP esasen Bodrum’da tarihsel bir fırsat yakalamıştı. Bodrum Belediye Meclisi’nde küçümsenmeyecek sayıda bir toplamla temsil edilecekti. Ve TİP’in meclisteki temsilcilerinin Bodrum’da yüreği solda atanların vicdanı, sesi olma ihtimali hayli yüksekti. Gelinen noktada ben gibi herhangi bir partiye ait olmayan düz, sıradan, vasıfsız yurttaşların ve “Maskeli balo” öznesi partilerin sol-duyulu unsurlarının önemli bir hayali ölümle-sıtma arasına sıkışmışa benzer. Umarım 31 Mart’tan sonra tarih; “Vay be! Bir zamanlar TİP Bodrum’da %8.42 oy almıştı” diye bir kayıt düşmez. Umarım yanılırım da; TİP’in Bodrum’da aldığı 10.987 oyu mumla aramayız. Oya Baydar’ın, “Elveda Alyoşa” kitabındaki öykülerden oldukça etkilenmiştim. Yine umarım ki; bu 31 Mart seçim öyküsü, Bodrum TİP özelinde, o dört muhteşem ve dram yüklü öyküye benzemez.

YORUMLAR (1)

  1. Hasan Cemal Beldek diyorki:

    En solcu kim?En Atatürkçü kim? Yarışmalarında ömür geçirdik.Neredeyse çeyrek yüzyıldır AKP ülkeyi yönetiyor.havada-karada her yerde sırtımızı yerden yere vuruyorlar.Sahiden soruyorum en solcu kim?

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL