İkizköy, Çamköy ve Karacahisar köylüleri, zeytinliklerinin maden sahası için yok edilmesine karşı Milas’ta ayaklandı. Çiftçinin hakkını savunması, emeğine siper olması gereken kurumlara giden köylüler, karşılarında tek bir muhatap bile bulamadı. Yalnız bırakılan köylüler, çareyi pazar yerinde halka seslenmekte buldu. Bu sıradan bir haber değil; toprağına sarılan köylünün, yalnız bırakılmışlığa karşı attığı büyük bir çığlık! Milas’ta…
İkizköy, Çamköy ve Karacahisar köylüleri, zeytinliklerinin maden sahası için yok edilmesine karşı Milas’ta ayaklandı. Çiftçinin hakkını savunması, emeğine siper olması gereken kurumlara giden köylüler, karşılarında tek bir muhatap bile bulamadı. Yalnız bırakılan köylüler, çareyi pazar yerinde halka seslenmekte buldu. Bu sıradan bir haber değil; toprağına sarılan köylünün, yalnız bırakılmışlığa karşı attığı büyük bir çığlık!
Milas’ta bugün tarihe kara bir leke, direniş tarihine ise onurlu bir sayfa olarak geçecek anlar yaşandı. Günlerdir zeytinlikleri, yaşam alanları maden şirketlerinin kepçeleri altında ezilen Akbelen direnişçileri; seslerini duyurmak, haklarını aramak için yollara düştü. Gittikleri yerler rastgele seçilmemişti; bizzat kendi aidatlarıyla ayakta duran, varlık sebebi köylüyü ve tarımı korumak olan kurumlardı: Milas Ziraat Odası, Milas Ticaret ve Sanayi Odası (MİTSO), İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü…
Ancak köylüler her gittikleri kapıda ağır, sağır edici bir sessizlikle karşılaştı. Kurumların yöneticileri binaları terk etmiş, çiftçinin feryadı boş duvarlarda yankılanmıştı.
Ziraat Odası’nda “İftar Sofrası” İsyanı: “Köstek Olmayın!”İlk durak Milas Ziraat Odası oldu. Köylüler ellerinde “Ziraat Odası Çiftçiye Sahip Çık”, “Şirketlere Değil, Köylüye Destek”, “Kömüre Değil, Zeytine Sahip Çık”, “Yasa Şirketlerin, Topraklar Bizim” pankartlarıyla binanın önüne geldi. Ancak ne Ziraat Odası Başkanı ne de bir vekili onları karşılamaya çıkmadı.
Bu sessizlik üzerine söz alan direnişin simge isimlerinden Nejla Işık, Oda Başkanı’nın maden şirketi YK Enerji’nin verdiği iftar sofrasında çekilen fotoğrafını hatırlatarak çok sert bir konuşma yaptı:
“Bugün köyümüzden, işimizden gücümüzden kaldık buraya geldik. Çünkü zeytinlerimize, topraklarımıza, köylerimize, Milas’ımıza, onurumuza sahip çıkın demek için buradayız! Madene verecek toprağımız da zeytinimiz de köylerimiz de yok demek için buradayız. Defalarca Başkana ‘gel gör çiftçilerin halini’ dedik. Destek olunmadığı gibi, maalesef köstek olunuyor. Çok üzgünüz, çok öfkeliyiz! Uydurma bir yasa çıkarıldı. Yıllardır tutunduğumuz zeytin yasasının inadına… O yasaya dayanarak şirket haftalardır zeytinlerimizi talan ediyor. Gözümüzün içine baka baka… Çiftçinin yanında olmayacaksa Ziraat Odası ne işe yarar? Görüyoruz ki kurumlar şirketten yana olmayı tercih etmiş. Kör, sağır, dilsizi oynamışlar. Ziraat Odası’nın görevi aidat almak değildir. Zararın neresinden dönülse kârdır. Gelin köylülere ihanet etmekten vazgeçin. YK Enerji zengin olabilir, her yerden destek alabilir ama bizim toprağa olan aşkımızın önünde hiçbir güç duramaz! Mahkemelerde de sürünsek, hakkımızda dava da açılsa; bizim satılacak, madene verilecek onurumuz, köyümüz yok!”
Ziraat Odası önündeki eylemde söz alan Hasan Yorulmaz, çiftçinin emeğinin nasıl hiçe sayıldığını şu sözlerle haykırdı:
“Akbelen’de, Çamköy’de, İkizköy’de zeytinler tarumar ediliyor. Haksız hukuksuz bir anlayışla zeytinler sökülüyor, bir yerlere taşınıyor. Yiyecek ekmeğe bile muhtaç kalacağız yakın zamanda. Burası Ziraat Odası. Ben bu odaya yıllardır aidat ödüyorum. Bu bina bizim paralarımızla yapıldı. Burada çalışanların ücretini biz ödüyoruz. Ama başkan şu anda burada yok. Vekil bile tayin etmemiş. Bize böyle mi sahip çıkacaksınız?”
Bölgede yaşayan diğer çiftçilerin anlattıkları ise sadece tarımsal bir yıkımı değil, büyük bir sağlık krizini de gözler önüne seriyordu:
Bir Erkek Çiftçi: “Dedemden kalan zeytinliğimi yok ettiler. Bunun ötesinde köylerimizde kanser hastalarının sayısı artıyor. Bizim köyde ölümlerin neredeyse yüzde 80’i kanser kaynaklı. Bu kömür lanetinden kurtulmak için doğalgaza geçilmesi daha doğru olmaz mı?”
Bir Kadın Çiftçi: “Toprak olmazsa Ziraat Odası burada ne satacak? Hükümetler gelip geçicidir, ama devlet biziz. Kim bizi buradan kovacak arkadaş? Termik santraller memlekete zarar veriyor. Bu topraklarda üretilirse şehirli karnını doyuracak. Memleket elden gidiyor!”
Karacahisarlı çiftçi Halil Çallı ise yaklaşan ekolojik felaketin boyutlarını çarpıcı verilerle dile getirdi:
“Bir zeytin 30 senede yetişiyor, sökülmesi yanlış. Ama mesele sadece zeytin değil. Burada Havalimanı ile Ören arasında tüm su kaynakları var. Bilimsel bir çalışma yapılmadan bölge halkını ve Bodrum’u susuzluğa mahkum ediyorlar. Bu bölgede yoğun bir kükürt var; açığa çıkarsa bölgede yaşam şansı yok! Su için açılan bir kuyuda doğalgaz gibi yanan kükürt yoğunluğu var. Dereköy kurutuldu, 11 tane değirmen kurudu! Tabiatın nimetlerine sahip çıkmazsak bunun cezasını ağır çekeriz.”
Eylemin en sarsıcı ve akıllara kazınan anlarından biri ise, başında çam pürçeklerinden yaptığı bir çelenk, elinde zeytin fidesiyle gözyaşları içinde kalabalığa seslenen Melahat Çulha‘nın feryadı oldu. Yaşlı kadının sözleri direnişin duygusal yükünü özetliyordu:
“Çok korkuyorum… Evimden çıktığımda sökülen zeytinlerimi, o manzarayı görüyorum ağlıyorum. Evimin içine giriyorum yine ağlıyorum. Çok korkuyorum, ne olur bize sahip çıkın!”
Grup daha sonra Milas Ticaret ve Sanayi Odası (MİTSO) önüne geçti. Burada da hiçbir yetkili tarafından karşılanmayan köylüler adına yeniden Nejla Işık söz aldı ve kurumlara sert bir uyarıda bulundu:
“Milas, sen zeytiniyle zeytinyağıyla övünürken, bizler o zeytinin altında alın terimizle canımızdan can veriyoruz. İki şirket istedi diye bir gecede 679 parsele acele kamulaştırma getirildi, köylüler yerlerinden sürgün ediliyor. 40 senedir kömürün zehrini soluduğumuz yeter! Madem bizim yanımıza gelmiyorsunuz, gidip YK Enerji’nin iftarına oturup orucunuzu da açmayın! Çiftçiler olarak biz utanıyoruz. Eğer bize sahip çıkmazsanız, o şaşaalı Zeytin Hasat Şenliklerini yapmayın. Yaparsanız da gelir o festivallerde sizi yine protesto ederiz. Köylüler toprağından edilirse Bodrum sadece suyunu kaybetmeyecek, pazarını da kaybedecek!”
İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü kapısından da eli boş dönen, kurumlar tarafından tamamen yalnız bırakılan köylüler, çareyi Milas Salı Pazarı’na girmekte buldu. Pazar yerinin içinde sloganlar atarak yürüyen direnişçilere halktan büyük destek geldi. Pazarın ortasında Milaslılara seslenen Esra Işık, tehlikenin boyutunu şöyle özetledi:
“Ziraat Odasına gittik başkan yok, MİTSO’nun kapısına gittik yok, Tarım Müdürlüğüne gittik başkan yok! Hiçbir yetkiliyi bulamadık. Milas’ın toprağının gitmesi demek, köylüsünün ölmesi, Milas pazarının ölmesi demek. Bizim topraklarımız gittiğinde, siz bu pazarda satacak ot, sebze meyve bulamayacaksınız. Artık nefesimiz tükendi. Bu kurumlar biz soruyoruz, siz vatandaşlar olarak ne zaman soracaksınız?”
Köylülerin bu haklı isyanına siyasi partilerden ve hukukçulardan da yerinde destek geldi. Yürüyüşe ve eylemlere bizzat katılan CHP Milas İlçe Başkanı Zühra Dönmez ve CHP Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) Üyesi Av. Remzi Kazmaz, köylülerle birlikte omuz omuza slogan attı.
Eyleme destek veren CHP Bodrum İlçe Başkanı Tuna Işın, Bodrum ve Milas’ın ortak kaderine dikkat çekerek iktidara çok sert yüklendi:
“Dün Akbelen ormanlarına gözünü diken iktidar, bugün Bodrum’un meralarına, kıyılarına gözünü dikti. Antik Milas ve Halikarnassos… İki kent kadim tarihlerden bu yana kültürüyle, tarihiyle, turizmiyle ayakta durmuştur. Ama maalesef iktidar Milas’ın ormanlarına, zeytinlerine, Bodrum’un mera alanlarına ve limanlarına gözünü dikti. Bu iktidarın gözü, doğanın değil, doların yeşilinde! Çocuklarımızın geleceğini elimizden almak istiyorlar. Bodrum ve Milas halkı olarak biz burada güçlü bir şekilde hayır diyoruz. Bodrum ve Milas birlik! Bu Ege’nin birliği demektir. Çocuklarımızın geleceğini vahşi kapitalizme terk etmeyeceğiz.”
Salı Pazarı önünde CHP Muğla Hukuk ve Çevre Komisyonları adına bir açıklama yapan Av. Remzi Kazmaz, hukuki sürecin vahametini ve termik santrallerin faturasını rakamlarla ortaya koydu:
“Şu anda 679 parsel için Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle acele el koyma kararı çıkarılması istendi. Danıştay’da yürütmeyi durdurma, Anayasa Mahkemesi’ne de aykırılık iddiasıyla 96 dava açtık. Özel şirketlerin çıkarı için Milas Adliyesi’nde 592 tane acele el koyma davası açıldı! İnsanlar bir anda evlerinden, zeytinlerinden ayrı düşebilir. Avrupa Sağlık ve Çevre Birliği verilerine göre; sadece termik santralden dolayı 35 bin insanımızı toprağa verdik. Sağlık için harcanan kamu zararı 1.4 milyar Euro! Toprağına, havasına, suyuna sahip çıkan insanlara borcumuz var ve bu borcu ödemek zorundayız.”
Direnişçiler, eylemlerini kapıları yüzlerine kapatan kurumlara inat, “Havama, suyuma, toprağıma dokunma” sloganlarıyla pazar yerinde tamamladı.
Kaynak Selda Öztürk / xbodrum.com
Bodrum ve Muğla’dan son dakika haberleri, yerel gündem, siyaset, ekonomi, turizm ve yaşam içeriklerini tarafsız ve güncel şekilde sunan haber sitesidir.
Yorum Yap