Yüz Yıllık Hikaye: Bodrum Hapishanesi

Antik çağda Karya’nın Halikarnassos’u olarak bilinen Bodrum, kadim tarihi ve coğrafyası ile yıllardan beri Türkiye’nin adından en fazla söz ettiren kentlerinden biridir. 1980’li yıllarından itibaren turizm ve buna bağlı olarak gelişen kent dokusu ile sık sık ülke gündemine gelen Bodrum’un, bundan tam 100 yıl önce nasıl tanındığını, hangi vesile ile gündeme getirildiğini biliyor musunuz?

BODRUM HAPİSHANESİ
Yazılı basın arşivlerinde yapılan kapsamlı bir araştırma neticesinde, Bodrum’a dair bilinen en eski haberlerin “Bodrum Hapishanesi” ile ilgili olduğunu keşfettik. Ege’nin 18 bin nüfuslu bu şirin kasabasında bir zamanlar Saint Jean Şövalyelerine ev sahipliği yapan görkemli Kale’nin, yüzyılın sonlarına doğru hapishane haline getirildiği malumunuz…
Tam olarak 1895 senesinde bu amaçla kullanılmaya başlanan Kale, 1. Dünya Savaşı boyunca hapishane olmaya devam etmişti. 1894 yılında Bodrum Kalesi’nin gerekli tamirat ve tadilatının yapılarak hapishane-i umumi haline dönüştürülmesi kararı verildi. Böylece Selanik ve Draç hapishanelerinde bulunan bazı kürek mahkumları Bodrum’a sevk edilerek, buralardaki izdiham da giderilmiş olacaktı. Hapishanenin kuruluşunda büyük gayret gösteren Erkan-ı Harb Kaymakamı Hüsnü Bey, üçüncü Osmanlı nişanı ile onurlandırılacaktı. Bodrum Hapishanesi tabipliğine ise Tabip Arif Mehmed Efendi tayin edilecekti.
Peki Bodrum Hapishanesi, ne olmuştu da başta İzmir basınının ve daha sonra da tüm Anadolu coğrafyasının ilgisini çekmişti?
Kuşkusuz burada Meşrutiyet’in ilanı ile değişen siyasi yaşamdan ve dengelerden söz etmek gerekiyor. Bu dönemde hapishanelerde oldukça hareketli günler yaşanıyordu. Özellikle siyasi mahkumlar için tahliye umutlarının yeşerdiği yıllardı. Nitekim Bodrum Hapishanesi’nde tutuklu bulunan 70 “politika mütehhimi” tahliye edilmişti. Haber önemliydi çünkü bu 70 kişi arasında İzmir Ermeni cemaatine mensup kişiler sayıca hayli fazla idi.
22 Ağustos 1908 tarihli bir haberde, Bodrum hapishanesindeki bütün tutukluların tahliye edildiği duyurulacaktı. Bunlar arasında Adana olayları nedeniyle askeri mahkemelerde yargılanan ve 15’er yıl kürek cezasına çarptırılan 10 mahkum da vardı. Emir padişahtan geliyordu. İşte bu tarih itibariyle St. Jean Şövalyelerinin kalesinde tek bir mahkum ya da tutuklu kalmadığı anlaşılıyordu.
1908 yılı Kasım ayı ortalarında dönemin İçişleri Bakanlığı, Bodrum Kalesi’nin ne kadar mahpus alabileceğini araştırmaya başladı. Edinilen bilgilere göre, bu tarihe kadar ülkenin çeşitli yerlerinden Bodrum Hapishanesi’ne sevk edilen mahkum sayısı 252 idi. Bunlar da genelde ağır ceza almış mahkumlardı.
Peyderpey yapılan tahliyelerin ardından, 1909 yılında hapishaneye sevkler bir kez daha başladı. Bodrum Hapishanesi’nin ilk 41 mahkumu, irticai faaliyet suçundan hüküm giymişti. Trabzon’dan bir Yunan vapuruyla İzmir’e getirilmişler, oradan da Bodrum hapishanesine teslim edilmişlerdi. Bu olay haziran ayında yaşandı. Bir ay sonra ise bu kez Beyrut’tan 36 mahkum getirilecekti.

FİRARİ MAHKUMLARIN SON DURAĞI BODRUM
1909’da Bodrum Hapishanesi’ne nakledilen mahkumlar arasında, firari Ali Alaşehir gibi ‘sakıncalı’ tutuklular da vardı. Örneğin Lazistan sancağından Bodrum hapishanesine gönderilirken firara kalkışan 3 kişinin son durağı bizim Kale olmuştu. Payas Kalesi’ndeki havanın uygunsuz olduğu gerekçesiyle buradan Bodrum’a sevk edilen tutukluların yanı sıra, İttihat ve Terakki’nin ilk neferlerinden bazıları da Kale’nin misafiri olmuştu. Bu tutuklular arasında belki de en dikkat çekeni Cumhuriyetin manevi mimarlarından Kurdoğlu Hacı Hafız Mustafa Zeki Efendi idi. Mustafa Zeki Efendi 7 yıl hapis istemiyle yargılanmış ve toplam 3 yılını Bodrum Hapishanesi’nde geçirmişti.

SÜRGÜN YERİ BODRUM
Bodrum’un bir zamanlar sürgün yeri olduğu hepimizce malum… İlk sürgünlerden biri de Abdülhamid dönemi Askeri Okullar Müfettişi Zülüflü İsmail Paşa idi. Ne var ki kalenin ‘müsait’ olmadığı gerekçesiyle Paşa’nın sürgün yeri Trablusgarb olarak değiştirilmişti.
1908 ve 1910 yılları arasında Bodrum Hapishanesi’nde toplam 6 mahkumun öldüğü kayıtlara girdi.

Ege’nin sürgün kasabası Bodrum, Meşrutiyetin ilan edildiği yıllarda Türkiye’nin dört bir yanından katillerin, kaçakçıların, siyasi mahkumların ve hatta devlet erkanının geçici bir süreliğine mecburi konaklama yeri olmuştu. Bu sürgün hikayesi, daha uzun yıllar devam edecekti elbette. Kalebentlik adı verilen ve mahkumların kaleden ya da şehirden çıkamaması şeklinde tanımlanan ceza için en uygun yerdi burası. Şüphesiz o mahkumların en ünlüsü ise Bodrum’un kaderini değiştiren Cevat Şakir Kabaağaçlı idi. O hikayeyi de bir başka yazıda anlatırız.

Haber: Selda Öztürk