Koca Karı Değil, Koca Karia İlacı!

Binlerce yıldır dilden dile dolaşan sözcük veya tabirlerin zamanla değişime uğraması şaşılacak bir durum değil. Bunlardan biri de “Koca karı ilacı” deyimi… Bu tabirinin aslen “Koca Karia İlacı” olduğunu biliyor muydunuz?
Karia Uygarlığının geçmişi M.Ö. 3400’lü yıllara dek dayanır. Tıbbın babası Hipokrat, bu uygarlığa doğmuştur. Tarihin ilk bilimsel farmakoloji mekezinin Anadolu’da kurulması da Karialılar sayesindedir. Söylenceler, yazıtlar de ki Karialılar yüzlerce yıl boyunca Ege’nin şifalı otlarını ilaç yapımında kullanmış, binlerce hastalığı iyileştirmiştir. İşte “Koca Karia İlacı” sözü, buradan gelmektedir. Bu bilgi, Pelin İzgür Eray’dan geliyor.

KASITLI BİR YANILTMA OLABİLİR

Dr. Suat Arusan ise alternatif tıbbın atası olan Karyalıların bitkiler konusundaki uzmanlığını ‘önemsizleştiren’ bu garip değişimin kasıtlı olabileceğini söylüyor.
Arusan’ın değerlendirmeleri oldukça dikkat çekici: “Bu konuda uzman olanlar Karyalılar, koca karı tabiri de oradan geliyor. Koca Karya ilaçları demek manasındadır. Karyalılar bu konuda çok bilgilidir. Kızılderililerin çok bilgili olduğu söylenir, aynı şekilde Karyalılar da bu konuda çok bilgili . Aynı zamanda değişik medeniyet ölçekleri açısından gelişmiş bir yönleri var. Bu bitkisel ilaçlara da koca Karya ilaçları deniliyor, koca Karya medeniyeti yani, koskoca Anadolu dediğimiz gibi, koca Karya ilaçları deniyor, sonradan bu koca karı ilacı haline dönüşmüştür. Ne zaman dönüştürülmüş bilmiyorum ama bu işleri küçümsemek isteyenlerin uydurmalarıdır bunlar. Pek çok konuda tahrifat yapılmış zaten, kavramsal olarak yapılmıştır.”

RİVAYET ODUR Kİ…

Aylardan nisan.
Bahar, akdeniz ile ege’nin buluştuğu topraklara merhaba demişti.
damıtılmış rüzgarlar binlerce otun ve çiçeğin aromalarından oluşan mis gibi bir koku yayıyordu havaya.
Knidoslular, bugün deveboynu dediğimiz kap krio’da taze baharı kutluyordu.
şarkılar söyleniyor, şiirler okunuyor, şaraplar içiliyordu.
bir anda bir çığlık duyuldu.
bir haykırış.
knidos kralının kızıydı bu.
yörenin en zehirli yılanı sokmuştu.

1,5 metre boyunda, kurşuni renkli engerek. Genç kız acı içinde yere yığıldı.

Yüzü morarmış, ateşi yükselmiş, narin bedeni titriyordu. Kan ter içindeydi. Hemen hekimlere gösterildi. Hekimler sonucu krala tek cümleyle özetlediler. “Maalesef.” Karia prensesi ölecekti.

Kral kahroldu. Biricik kızı ölürken, onun elinden bir şey gelmiyordu.

Prenses ateşler içinde geçirdi geceyi. Yüzü gözü şişmişti.
Kral da çaresizliğin acılarıyla sabahladı. Hekimler genç kızın akşama kadar can vereceğini söylüyordu. Kral kızının başında, Karia’lılar da tapınaklarda dualar ediyordu.
O anda bir haber getirdiler. “Kralım dışarıda bir balıkçı var, kızınızı kurtarabileceğini söylüyor.” Kral, “hemen alın içeri” dedi, “hemen!”

Aldılar. Simi Adası’ndan gelen bir balıkçıydı. Kralın yaşlarında, uzun boylu, iri omuzlu, yanık tenli, yeşil gözlü. Hemen, boynundaki meşin keseden tahta bir kutu çıkardı, içindeki merhemi genç kızın tüm bedenine sürdü. “Üzülmeyin Kralım” dedi, “kızınız ölmeyecek, şişlikleri yarın inecek, ertesi gün de ayağa kalkacak.”

Simi’li balıkçı bu merhemi kendisi gibi balıkçı olan dedesinden öğrenmişti. Yörenin endemik otlarıyla yosun karışımı bir merhemdi. Çok zehirli balıkların soktuğu insanlarda kullanmışlar ve onları kurtarmışlardı.

Ertesi gün balıkçının dediği oldu. Genç kızın şişlikleri indi, ateşi düştü. Artık o narin bedeni titremiyordu. Bir sonraki gün ise tamamen iyileşti, ayağa kalktı.

Karia kralı hemen talimat verdi. “Balıkçıyı bulun, ailesiyle birlikte saraya getirin. Artık burada kalacak.”
Buldular. Kral Simi’li balıkçıyı saray hekimleriyle tanıştırdı. Ve ikinci talimatını verdi; “Bu topraklardaki dağları, taşları, ormanları tarayın. Tüm çicekleri, otları bitkileri araştırın. Denizlerdeki yosunları inceleyin. İlaçlar yapın, insanları kurtarın. Krallığım bu konuda size her türlü desteği verecek. “

Derler ki, tarihin ilk bilimsel tıp adımı, işte o gün atıldı.